Yas ve Şükran Çemberi & Ritüeli
(Kadın-erkek karma çember)
14-16 Aralık 2018
The Land, Antalya

“Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem zaten şiir niye var?
Dünyanın acısını başkaları da duysun!
Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın. Ortada dursun.
Olur ya biri eline alır okşar, biri alnından öper. Az unutursun.”
Birhan Keskin


Yas, bir eşiktir, daha derin bir gizeme ve daha büyük bir bilgeliğe bir davettir.

Yası tutulmayan ve paylaşılmayan acılar, kayıplar, hayal kırıklıkları, onları görmezden geldiğimizde kaybolup gitmezler; onları görüp onurlandırabileceğimiz en doğru zaman gelene kadar psişemizde ve vücudumuzda yer bulup bize eşlik ederler. Bunun çoğu zaman farkında olmayan bizler ise bu görünmez yükün altında ezilir, kendimizi bağımlılıklarımızla uyuşturarak ve giderek artan bir meşguliyet halinde, tam isimlendiremediğimiz bu duyguyla yüzleşmekten kaçınırız. 

Halbuki acılarımız ve kayıplarımız için yas tutmak insan olmanın doğası gereğidir; bir şeyleri sevdiğimiz ve değer verdiğimiz anlamına gelir. Yas korktuğumuz gibi depresyona yol açmaz; bilakis yasların tutulamaması kalplerin katılaşmasına ve depresif ruh hallerine sebep olur. Yas, aslında gerektiği gibi yaşandığında ve ifade bulduğunda güçlü bir yaşam enerjisi açığa çıkar ve kişi yaşama daha sıkı bağlanır. Yası ve ölümü reddetmekten vazgeçerek, yaşam için duyduğumuz derin tutkuyu yeniden hissedebilir, kim olduğumuzu, nereye ait olduğumuzu ve kutsal olanı yeniden hatırlayabiliriz. Yas, yaşamla, başkalarıyla ve kendi ruhumuzla duygusal bir yakınlık kurabilmenin temel adımlarından biri.

Yasın tutulması için zaman ve alan açmak gerekir ki maalesef modern yaşamın içinde bu çok mümkün olamamaktadır. Ayrıca yas, kadim kültürlerde kolektif olarak pratik edilmiş, yas tutan kişi ait olduğu topluluk tarafından desteklenmiştir. Yas ritüelleri periodik olarak yapılmış ve bünyede biriken acılar bu ritüeller aracılığıyla temizlenmiştir. Şimdilerde ne yasımızı tutmak için kendimize alan ve zaman tanıyoruz, ne de bunu kolektif olarak, dayanışarak yapabiliyoruz. Böylece tutulmamış yaslar içimizde birikerek bizi ağırlaştırmaya ve katılaştırmaya, biz de bu duyguyla nasıl yüzleşeceğimizi bilemediğimiz için kendimizi uyuşturmaya ve meşgul tutmaya devam ediyoruz. 

O zaman yas çemberinde kendimize ve birbirimize şu soruları soracağız: 

  • Şu anda kalbimi yumuşatacak ve güçlendirecek hangi yasımı ifade etmeye ihtiyacım var?

  • Bugün burada hangi yasım, kaybım, acım, hayal kırıklığım onurlandırılmak istiyor?

  • Şahitliğime, şefkat ve dikkatime ihtiyacı olan hangi parçamı eve geri çağırmalıyım?


“En büyük sevinciniz, maskesiz kederinizdir”
Khalil Gibran

Yasın diğer yüzü şefkat ve şükrandır. Yasın ifadesiyle yumuşayan ve açılan kalpler, kabul ve şefkat hali içinde, anın içindeki temel varoluşsal şükranla bağ kurarlar. Ayrıca kayıplarımız, bize verilmiş tüm armağanları ve yaşamlarımızda gerçekten neyin anlamlı ve kıymetli olduğunu hatırlamamız için mükemmel bir fırsattır. Ruhumuza açılan bu pencereden tekrar ve tekrar bizi var eden, besleyen, destekleyen – geçmişten geleceğe – herşeyi onurlandırmamız için açılan bu alana adım attığumızda şükran duymamız ve hayatı kutlamamız kaçınılmazdır.

“Üzüntü seni coşkuya hazırlar. Evindeki herşeyi şiddetle dışarı atar ki yeni coşku içeri girecek yer bulsun. Kalbinin derinliklerindeki sararmış yaprakları çıkarır, yerlerinde yeşil yapraklar yeşerebilsin diye. Çürüyen kökleri çıkarır ki ardına saklanan taze kökler büyüyecek yer bulsun. Üzüntünün kalbinden çıkardığı her ne varsa, yerine çok daha iyileri gelecektir”
Mevlana


Bu yas çemberinde tutulmamış yaslarımızı yaşayabilmek ve acılarımızı hissedebilmek için kendimize güvenli ve samimi bir alan açacağız. Çember (the way of council), dans/hareket, ses, yazı, meditasyon gibi pratiklerle iç yolculuğumuzu derinleştirecek, adım adım yas ritüeline hazırlanacağız. Ve zamanı geldiğinde sevdiğimiz ve kaybettiğimiz, insan olarak hakettiğimiz ama bize hiç verilmemiş herşeyi gözyaşlarımızla onurlandırarak yas sunağımıza, hayatın ve birbirimizin şahitliğinde bırakacağız. 

Bu süreçte kendimize ve birbirimize derin dinleme ve şahitlik armağanını vereceğiz. Yargılamadan, akıl vermeden, tamir etmeye çalışmadan, var olanı olduğu gibi kabul ederek, görülmek ve bilinmek isteyene tüm dikkatimizi vereceğimiz şifalı bir karşılaşma yaşayacağız. Hem kişisel yaslarımızı tutacağız, hem de dünyada ve topraklarımızda yaşanan sistemik çöküşün ve bunun sonucu olan ekolojik ve sosyal kıyımın yasını ifade etmenin yollarını araştıracağız.

Yas ve şükran çemberine katılmak için şu anda içinizde canlı olan kişisel bir yasınız olmasi gerekmiyor. Yasın çok farklı kapıları var. Dünyanin üzüntüleri bunlardan biri… Yanıbaşımızdaki savaş, deniz kıyısına vuran küçücük bedenler, dünyanin diğer ucundaki bir doğal felaket, iklim değişikliği, yağmur ormanlarının tükenmesi, yaşadığımız ya da başka şehirlerde patlayan bombalar, her gün yokolan binlerce canlı türü…Farkında olsak da olmasak da yaşam ağı içerisinde olup biten herşey bizi de etkiliyor, bize de dokunuyor. Ve bütün bu üzüntüleri, kayıpları tek bir kalbin taşıması mümkün değil. Biz bu üzüntüleri ve kayıpları isimlendirmedikçe, ifade etmedikçe, onları onurlandırmadıkça, unutkanlık ve uyuşmuşluk içinde yaşamaya devam ediyoruz. 
Halbuki yas pratiğinin amacı o üzüntülerin en derinindeki sevgi ve şefkati, yaşam gücünü açığa çıkarmak.
Yaşamlarımız için şükran duyabilmek. 
Ve daha çok, daha güçlü, daha cesur sevebilmek, yaşayabilmek.

Etkinlik açılış: 14 Aralık 2018 Cuma, 20:00
Etkinlik kapanış: 16 Aralık 2018 Pazar, 17:00
Katılımcılardan etkinliğin tamamına katılmaları beklenir.

Etkinliğe katılım bedeli 500 TL + 2 günlük konaklama (konaklama opsiyonları için Etkinlik Mekanı bölümüne bakın lütfen)

Başvuru ve sorularınız için [email protected] adresine yazın lütfen.